Cemal Süreya

Previous pageNext pageArchive

Uzaktan seviyorum seni… Kokunu alamadan, boynuna sarılamadan, yüzüne dokunamadan… “Sadece seviyorum”

Gitsin Efendim.

Gidilmemesi gereken bir içkievi 
(Dişçiler, sakatlar, kalbi çürükler gitsin) 

Gidilmemesi gereken bir ev Dikmen’de 
(Üç kaatçılar, yalacılar, pijamalılar gitsin) 

Gidilmemesi gereken bir ev Y. Mahalle’de 
(Dönekler, uğrular, şerbetçiler gitsin) 

Yolcu bir bardak çay için benimçin 
(Aşıklar, şairler, işsizler içsin) 

Yaprak, mevsimin içi ve Çin-i Maçin 
(Devrimciler, namus erbabı, doğrucular içsin) 

Yolcu o şarkıyı bir kez daha dinle benimçin 
(Çıplaklar, mert kişiler, kuzular içsin) 

Bin dokuz yüz o yıllarda içtiğim sigara 
(Bin yıl koynumda beslediğim yılan içsin) 

Tam bir yıl can alacağım var birinden 
(Bir yılımı da işte falan filan içsin) 

Her şeyi öğrenir kişi ve bağışlar sonunda 
(Bir anamın sütü kaldı onu da bulan içsin) 

Sen son kokladığım gül: adın zambak 
(Sen başladın artık, her şey geçsin gitsin) 

Sen incelikler antolojisi, uyut beni 
(Sesin bir cibinlik gibi soluğumu kessin) 

Bir kez daha diyeyim: Özenle katlanmış bir mendil gibisin 
Sil beni n’olur kırk yıllık kirim pasım gitsin. 

Kırmızı Bir Kuştur Soluğum.

Kırmızı bir kuştur soluğum
Kumral göklerinde saçlarının
Seni kucağıma alıyorum
Tarifsiz uzuyor bacakların

Kırmızı bir at oluyor soluğum
Yüzümün yanmasından anlıyorum
Yoksuluz gecelerimiz çok kısa
Dörtnala sevişmek lâzım.

Park.

Öyle sevdim ki seni
Öylesine sensin ki!
Kuşlar gibi cıvıldar
Tattırdığın acılar.

Göçebe.

Sen sık sık gülen gülerken de
Sevecen bir Akdeniz çizgisini
Sol yanına ağzının
İliştiren çocuk özenle
Yabana mı atıyorum yani seni
Yabana mı atıyorum saat altı buçukları
Çocuk ve Allah’ın en eski baskısını
Değil, değil bunların biri
Gözlerimin gemileri kuş istiyor
Açılıp kapandıkça sevdam
Kapanıp açılıyor bir mavi.

Güzelleme.

Bak bunlar ellerin senin bunlar ayakların  
Bunlar o kadar güzel ki artık o kadar olur  
Bunlar da saçların işte akşamdan çözülü  
Bak bu sensin çocuğum enine boyuna  
Bu da yatak olduğuna göre altımızdaki  
Sabahlara kadar koynumda yatmışsın
Bak bende yalan yok vallahi billahi  

Sen o kadar güzelsin ki artık o kadar olur 

İşe bak sen gözlerin de burda  
Gözlerinin ucu da burda yaşamaya alışık  
İyi ki burda yoksa ben ne yapardım  
Bak çocuğum kolların işte çıplak işte  
Bak gizlisi saklısı kalmadı günümüzün  
Gözlerin sabahın sekizinde bana açık  
Ne günah işlediysek yarı yarıya 

Sen asıl bunlara bak bunlar dudakların  
Bunların konuşması olur öpülmesi olur  
Seni usulca öpmüştüm ilk öptüğümde  
Vapurdaydık vapur kıyıya gidiyordu  
Üç kulaç öteden İstanbul gidiyordu  
Uzanmış seni usulca öpmüştüm  
Hemen yanımızdan balıklar gidiyordu. 

"Seni ne zaman uyurken hayal etsem, affediyorum."

Bu Bizimki.

Yıkıcı bir aşk bu, 
Yıkıyor milletin ortasına 
Tutku yükünü.

Bölücü bir aşk, 
Ekmeği suyu bölüyor 
Günde üç öğün.

Hain bir aşk bu, 
Sizin eve hırsız girer 
Onunkine polis.

Yasadışı bir aşk , 
Evlenmeyi 
Hiç mi hiç düşünmüyor.

Soyguncu bir aşk bu, 
En sıradan ezgilerden 
Sevinçler devşiriyor.

Kökü dışarda bir aşk, 
Dante ile Beatrice’inkine 
Fena öykünüyor.

İşgalci bir aşk bu,  
Samanlık sevişenin diyor 
Başka şey demiyor.

Uçurumda Açan.

Aşktın sen, kokundan bildim seni
Bir ahırın içinde gezdirilmiş gül kokusu
Taşıttan indin, sonra da karşıya geçtin
Elinde tuhaf bir çanta, saçında soku

Akıl almaz işleri şu zambakgillerin
Sokakta bir sövgü gibi akıp gittin
Gözlerin sonsuz uzun, sonsuz çekikti
Baksan uçtan uca Çin Seddi´ni görebilirdin

Yanındaki adam mutlaka kardeşindir
İstanbul öyle ağırbaşlı bir kent değildir
Aşktın sen, gidişinden bildim seni
Neye yarar sağduyuyu aşmazsa şiir

Birbirinizi kucaklarken neye yarar
Kucaklamıyorsak eski, yeni sevgilileri
Diyorum çoğunca evli kadınlar
Bu yüzden ölü yıkayıcısıdırlar

Bilir misin acaba ne demiş tilki?
Kişi bir anda nasıl çarpılıverir
Kuliste yarasını saran bir soytarı gibi
Giderek nasıl anlaşılmaz olur sözleri

Ömer ki gölü balığı için değil
Kamışı için vergilendirdi
Ama değnek vurulurken zavallı uğruya
Yüzüne ve neresine değmesin derdi

Selam size büyük durumlar, doruk anlar
Dağ görgüsü kazanır Ağrı´yı bir kez görse de kişi
Marmara´dan yirmi yılda çıkaramayacağı gerçeği
Okyanusu beş dakika seyretmekle kavrar

Belki de biraz geç rastladım sana
Ama her şey geç gelmiyor mu yurdumuza
1929 buhranı bile geç gelmemiş miydi
Eksikliğe mi alışmışız, mutsuzluğa mı yoksa

Bir ahırın içinde gezdirilmiş gül kokusu
Ağır uykusu aldatılımış olanın
Ve aldatanın delik deşik uykusu
Taşıttan indin, sonra da karşıya geçtin

Divan, Nazım Hikmet, İkinci Yeni
Kaç gündür adını düşünüyorum
Ne demiş uçurumda açan çiçek
Yurdumsun ey uçurum.